DOLAR 8,7040
EURO 10,3608
ALTIN 499,44
BIST 1.414
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 27°C
Parçalı Bulutlu
Ankara
27°C
Parçalı Bulutlu
Cts 29°C
Paz 30°C
Pts 30°C
Sal 28°C

14 YILDIR HASTANEDE YAŞIYOR – 14 YILDA 50 AMELİYAT

16.03.2015
25
A+
A-

AYDINLIK

http://mas.tbmm.gov.tr/Viewer/View/2921091

Gazi Ümit Kaplan
Gazi Ömer Sevinç, 14 yılda tam 50 ameliyat geçirmiş. Hudut görevinde saldırıya uğradığı günden bu yana evi, hastane odaları. Memleketi Konya Cihanbeyli… Lisedeyken tarih öğretmeni Halil Turan derste “Bir gün bir gece hudut boyunda nöbet tutmak; gündüzleri oruçla, geceleri de ibadetle geçirilen bir aydan daha hayırlıdır!” hadisini söylediğinde, kendi kendine “İnşallah ben de hudutta nöbet tutarım!” demiş. Vatani görevini Şanlıurfa Viranşehir 1. Hudut Taburu’nda yapmış. Anlattıkları 2001 yılında hudut güvenliği anlayışını da gösteriyor. Söz Gazi Ömer Sevinç’te.   

HUDUT NAMUSTUR
Taburun girişinde tabelada “Hudut Namustur” yazısını gördüğümde, ilk başta ne olduğunu anlamamıştım. Sonra bir komutanımız yeni gelen askerleri toplayarak bir konuşma yaptı. Tüylerimiz diken diken olmuştu. Adeta hudutla birleşmiştik. Her bir asker hududun bir parçasına dönüştü sanki. Ardından hudut alayına bağlı bir birlikte görev yapan tüm askerlerin ezbere bilmesi gereken tekmili bize okudu:

“Asil Türk milletinin namus ve şerefini,
Vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü,
Sorumluluk bölgemde korumakla görevli gözetleyiciyim,
Gözüm sorumluluk bölgemde, kulağım komutanda,
Vatan ve millet uğruna,
Seve seve can vermeye hazırım komutanım!”

Üç ay uçaksavar ve nöbet eğitimi aldıktan sonra Ceylanpınar Hudut Karakolu’na gönderildim. Orada bizi üçer kişilik timlere ayırdılar ve beni tim komutanı yaptılar. Ardından nöbet tutacağımız sınıra götürdüler. Birimizi kulübeye, 2 kişiyi de kulübenin sağında ve solunda bulunan mevzilere yerleştirdiler.
Sorumluluk bölgem, 200 metre güneyimdeki Suriye’nin Telhalep köyü ile 150 metre batımdaki elektrik direği arasındaydı. Bu bölgeyi dürbünle gözetliyordum.
Komutanım bir gün beni kulübeye çıkardı ve “hudut tekmili” dedi. Ben de tekmili söyledim. “Bağır biraz, bağır! Sesini Suriye, Irak, İran, Ermenistan, Gürcistan, Bulgaristan, Yunanistan duysun!” dedi. Ben de Türkiye-Yunanistan futbol maçında gol attığımızda bağırdığım gibi yeminimi ettim ve aferini aldım.

HUDUDUN ANLAMI
Hudutta askerlik çok farklıdır. Belki de hayatınız boyunca bir daha göremeyeceğiniz bir coğrafyada, ne zaman yatıp, ne zaman ve ne şekilde kalkacağınız belli değildir. Akşam hava kararınca gider, sabah gün doğarken dönersiniz karakola…

Elinizi, yüzünüzü yıkayıp, kahvaltı yaptıktan sonra, şöyle ağız tadıyla bir sigara içip öyle yatayım dersiniz. Saat yedi-sekiz gibi yatağa uzanıp içinizden “Bir gece daha kazasız belasız geçti!” diye düşünürsünüz.

Tek lüksünüz çay ve çalışıyorsa televizyondur. Tedirgin olduğunuz için yatakta uyumakla uyumamak arasında geçer zaman. Şanslıysanız 5 saat, normal
koşullarda 3-4 saat uyuyabilirsiniz. Uykunun en güzel yerinde birileri gelip kaldırır sizi silah bakımı ya da eğitim için… Öğle yemeğini yedikten sonra işlere koyulursunuz. Akşam vakti gelince hazırlıklar tekrar başlar. Sırt çantasını gerekli malzemelerle doldurur, cephaneyi kontrol eder, varsa eksikleri giderirsiniz.
Sonra bütün nöbetçiler safta toplanır, komutan gelir. Yüksek tutuşta, tam dolduruş yaptıktan sonra kulübeye doğru yol alırsınız. Mevzinize ulaşınca mevzilenip, zifiri karanlıkta, gece görüş dürbünüyle etrafı gözetlemeye başlar, kulaklarınızı dört açarsınız.

‘BÜTÜN VÜCUDUM YANDI’
7 Ekim 2001… Amerika’nın Afganistan’ı vurduğu gündü. O gece istirahatli olmama rağmen, terörist geçişi duyumu üzerine gece saat 00.30 sıralarında “acil pusuya” çıktım. Kulübenin yanındaki mevzideydim. Bir ara sınırdaki mısır tarlasından sesler geldi. Termal kamera ile baktım ama bir şey göremedim. Telsizle komutanıma bilgi verdim. Komutanım mısırların olduğu yerin karşısına pusu atma emri verdi. Saat 03.30 sıralarında yakınımdaki bir tepeden şiddetli bir patlama sesi geldi. Telsizle komutana bilgi vermek için mandala basmam ile bir şimşek çaktı. Gözümü 2 gün sonra GATA’da açtım. Bir arkadaşım bana teröristlerin üzerimden geçen 31,500 voltluk yüksek gerilim tellerine ateş ettiğini, kopan kablonun üzerime düşmesi sonucu bütün vücudumun yandığını söyledi.

GATA yanık merkezinde 85 gün yoğun bakımda yattım. Orada 2 bacağımı kestiler. 14 yılda 50 ameliyat geçirdim. Yüzde 98 engelliyim. Ömrümün sonuna kadar, kasılmalara karşı, vücuduma takılı bir alet ile yaşamak zorundayım.

‘KARA GÖZLÜM’
Yoğun bakımdayken annem hastaneye geldi. Kamerada gösterdiler bana, o da beni görüyordu. Gözündeki çaresizliği ve evlat acısını görebiliyordum. Ben çocukken annem beni “Kara Ömerim” diye severdi. Annemin beni böyle görmesine çok üzülmüştüm.

‘SINIRLAR YOL GEÇEN HANINA DÖNMÜŞ’
14 yıl önce Suriye sınırında kuş uçurmazken şimdi sınır diye bir şey yok. Komutanlarımız bize terörün bitmemesinin ve ülke ekonomisinin kötüye gitmesinin sebebinin sınırların iyi korunmaması olduğunu anlatırlardı. Peki, bir terörist elini kolunu sallayarak sınırı geçip bir askerimizi şehit edip, tekrar sınırı geçip gidiyorsa o ülkeyi yönetenlerin oturup düşünmesi gerekmez mi? Yıllardır terörden ve kaçakçılıktan bahsediliyorsa birilerinin önlem alması gerekmez mi?

‘O SİLAHLARI BİZ VERDİK’
2000 yılında bir sınır karakolunun bölgesinde kaçakçı ya da terörist geçişi olduğunda o karakolun personeline kötü gözle bakılırdı. Şimdi bırakın kaçakçı geçmesini, teröristler bile ellerini kollarını sallayarak geçiyor. Hatta IŞİD’li 2 terörist Suriye’den geçip Niğde Ulukışla’da 2 güvenlik görevlimizi şehit etti. Askerlerimizin şehit edilmesinde kullanılan silahların Türkiye tarafından Suriye’deki sözde muhaliflere gönderilen silahlar olduğu mahkeme tarafından tespit edildi. 18 Mart Şehitler gününde Çanakkale’ye giden devlet büyüklerinin vicdanları rahat mı acaba?

‘ANNEM BANA HASRET GİTTİ’
14 yıldır hastanede yaşıyorum. Ne zaman çıkacağım da belli değil. PKK’ya verilen tavizlere, doğudaki olaylara ve Apo’nun denize nazır villasında göbeğini kaşıyarak kahvesini yudumlamasına isyan etmemek elde değil.
14 yıldır ailemi göremiyorum. Onlarla birlikte çay içemiyorum, oturup sohbet edemiyorum. İlaçlarla yaşıyorum. 2 yıl önce annemi kaybetti
m. Bana hasret çeke çeke öldü. Gazilik sektör oldu diyenlere soruyorum. Nasıl olur da bana ve aileme hakaret edersiniz? Siz kimsiniz ki benim fedakârlığıma, anamın döktüğü gözyaşına bedel biçersiniz? Parmağına diken batsa yüreği kanayan bir ananın gazi evladını “sektör” kelimesiyle yan yana kullanamazsınız. Vatan ve millet uğruna yaşarken mezara girmeyi göze alanları “sektör” diye aşağılayamazsınız. Bunu yaparsanız hesabını yüce Allah soracaktır!

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.