Dolar 32,2020
Euro 35,0069
Altın 2.504,53
BİST 10.643,58
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 23°C
Az Bulutlu
Ankara
23°C
Az Bulutlu
Paz 25°C
Pts 26°C
Sal 28°C
Çar 25°C

ASKER İNTİHARLARI ÜZERİNE

ASKER İNTİHARLARI ÜZERİNE
09/05/2013 5:43 PM
20.257
A+
A-

Asker intiharları üzerine

GÜN geçmiyor ki, bir gazetenin iç sayfalarında araya sıkışmış bir asker intiharı haberi gözümüze çarpmasın.

Son zamanlarda asker intiharlarıyla ilgili haberlerin sıklaşması, parlamentoda soru önergelerine konu olması ve birbiri ardına gelen resmi açıklamalar, karşımızda ciddi bir meselenin asılı durduğunu gösteriyor.
    
Meselenin boyutlarını kavrayabilmek için önce sayılara ve Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın geçen ay bir soru önergesine verdiği yanıta göz gezdirelim.
Yılmaz’a göre, 2002-2012 yılları arasında intihar eden asker sayısı 983’tür. Bakan’ın geçen mart ayında TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı bir konuşmaya göre, 2002 Ocak ayından 8 Mart 2012 tarihine kadar geçen süre içinde meydana gelen terör olaylarında ölen asker sayısı ise 724’tür. Bu rakamlar şehit sayısının intihar vakalarının altında kaldığını gösteriyor.
Toplam 983 sayısı, her yıl için ortalama 89 intihar vakası anlamına geliyor. Yıllara göre bakıldığında, 2002 yılında 157 olan vaka sayısının daha sonraki yıllarda genel bir düşüş çizgisi izlediği görülüyor. Bu sayı 2010’da 80, 2011’de 65 ve 2012’de 69’dur.
Sayılarda aşağı doğru bir yöneliş olsa da niceliksel yaklaşımların çok geçerli olmadığı bir alandan söz ediyoruz. Meselenin bir boyutu da eskiden beri süregelen intiharların son yıllarda basında haber konusu olmaya başlamasıyla birlikte kamuoyu önünde görünürlük kazanmış olmasıdır.
Bu çerçevede Genelkurmay’ın kamuoyuna izahat vermek zorunda kalması, Milli Savunma Bakanı’nın sıkça soru önergelerine yanıt vermesi, konunun TBMM İnsan Hakları Komisyonu’nun gündeminde yer alması, ”hesap verilebilirlik” ilkesinin işlediği bir demokraside olması gereken bir duruma işaret ediyor.
Sonuçta sorunun varlığının kabul edilmesi ve çare aranmaya başlanmış olması örneğin askeri birliklerde rehberlik ve danışma hizmetlerinin geliştirilmesi bu üzücü dosyada teselli duyacağımız tek gelişmedir.
   
Dikkatimi çeken bir nokta, Genelkurmay’ın geçen aralık ayında Radikal’e yaptığı bir açıklamada, er-erbaş intiharları konusunda pek çok nedenin (ailevi sorunlar, uyuşturucu, uyumsuzluk, yüz kızartıcı olaylar gibi) bulunduğunu belirtmesi, bunu bir anlamda ülkedeki genel intihar sorununun bir yansıması olarak gösterme eğilimi içinde olmasıdır. “Kötü muamele” bütün bu faktörlerden yalnızca biri olarak gösterilmektedir.
Bu alandaki uzman sivil toplum kuruluşlarına göre, bu faktörün ağırlığı gösterildiğinden çok daha fazladır. Örneğin, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye ile ilgili son insan hakları raporuna da giren “Asker Hakları Platformu”nun çalışmalarında, intiharların en önemli nedenleri arasında “aşağılama, dayak, aşırı fiziksel aktivite ve kurumsallaşmış taciz” gösteriliyor.
Her halükârda, kötü muamelenin buradaki faktörlerden biri olması, Genelkurmay’ın bu olayları önleme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Daha geçenlerde Bilgesam adlı araştırma-düşünce kuruluşu tarafından ordunun kamuoyu gözündeki algısını ortaya koymak amacıyla yapılan bir araştırma, sorunun ciddiyet derecesini göstermesi bakımından düşündürücü sonuçlar ortaya koymuştur.
Bu araştırmaya göre, askerlik görevini yapan vatandaşlar arasında bu süre içinde “dayak ve fiziksel şiddete maruz kaldığını” söyleyenlerin oranı toplamda yüzde 29.8’dir. Bundan her 10 askerden 3’ünün dayak yediği sonucu çıkıyor. “Küfür ve hakarete muhatap olduğunu” söyleyenlerin oranı ise yüzde 41.9’dur. (10 askerden 4’ü) “Fiziksel şiddet ve hakarete maruz kalmadığını” söyleyenlerin oranı ise yalnızca yüzde 20.5’tir. (10 askerden 2’si)
   
Neresinden bakılırsa bakılsın, bu rakamlar TSK’nın insan hakları sicili bakımından “çok kötü” bir tablo çiziyor. Aslında askerde dayak ve kötü muamelenin yaygınlığı Türkiye’nin en büyük açık sırlarından biridir. Sevindirici olan gelişme, son dönemde toplumda insan hakları alanındaki farkındalığın gelişmesiyle birlikte, geçmişin “Kol kırılır yen içinde kalır” zihniyetinin terk edilerek, bu ihlallerin üzerine gidilmeye başlanmış olmasıdır.
TSK’nın bünyesindeki hak ihlallerini önlemek konusunda azami çabayı sarf ettiği hususunda toplumu ikna etmesi gerekiyor. Kuşkusuz, bu yöndeki çabaların artırılması er ve erbaş intiharlarının azalmasına da yardımcı olacaktır.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.