DOLAR 8,1116
EURO 9,7031
ALTIN 454,91
BIST 1.378
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 18°C
Sağanak Yağışlı
Ankara
18°C
Sağanak Yağışlı
Per 19°C
Cum 17°C
Cts 20°C
Paz 25°C

'ÇANAKKALE ÇOCUKLARI'

05.10.2012
9
A+
A-

Taraf Gazetesi 

http://www.taraf.com.tr/namik-cinar/makale-canakkale-cocuklari.htm

 
 

 

 
 
Namık Çınar GEÇ KALMIŞ YAZILAR 05.10.2012
Namık Çınar
‘Çanakkale Çocukları’

O denli çok saldırdılar ki, meraksız olup duyarsız kalmak için insanın komada filan olması gerekiyordu.

Önemli bir bölümü “henüz seyretmedim, ama…” diyerek lâfa başlıyor, film için ağızlarına ne gelirse söylüyorlardı. İzlemiş olanların ise en dikkate değer önerisi “aman ha, sakın ola ki bu filme gitmeyin” tarzındaki uyarılarıydı.

Bütün bunlar, beğenilmemiş bir filme takınılan normal tavırlar olmaktan çıkıyor; âdetâ bu vesileyle, alttan alta hınç duydukları bir başka şeye karşı saf tutacakları bir seferberliğe dönüşüyordu.

Ünlü yönetmen Sinan Çetin’in son filmi Çanakkale Çocukları’ndan söz ediyorum. Medyada ve özellikle de internet ortamında öyle şeyler söylendi ve yazıldı ki, zaten hanidir patlamış mısırı da özlemişim, gidip seyretmek kaçınılmaz göründü.

İlkin Sinan Bey’i kutluyorum.

“Savaş karşıtlığı” esasen yürek isteyen bir şeydir. Savaş isteyenlerden daha fazla bir cesareti gerektirir. Gözünüz kara değilse, için için öyle düşünseniz bile, tarihsel derinlikteki militarist bir atmosferin egemen olduğu ortamlarda “neme lâzım!” deme olasılığınız yüksektir.

Ama kaybedecekleri dahi olmasına rağmen, bir kenara sıvışmayıp sosyal ve siyasal, bu uğurda para harcayarak da ekonomik riskleri göze alıyorsanız; bunun için hem imrenilecek hem de takdir edilecek bir yanınız var demektir sizin. İşte bunun için kutluyorum.

Filmin sinemasal boyutlarına girecek ve değinecek değilim. Çünkü konu da, mesele de bu değil zaten. Yalnızca beğenmiyor değiller, ona karşı akıl almaz ölçülerde öfke de duyuyorlar. İnsan bir filme hiç düşman olur mu? Bunlar oluyorlar.

Öyle olduğu için söylemiyorum; nihayet bu bir film, eksiği de olur, gediği de. En fazla, “kötüydü, hiç beğenmedim” der geçersin, olur biter. Kalkıp savaş açmazsın.

Ne ki onlar böyle yapmıyorlar. O zaman da, işin içinde başka iş olduğu anlaşılıyor.

Bu ise, düzene hâkim şoven ve milliyetçi ideolojinin, ölmeye hazır asker deposu olarak gördüğü geniş kitleleri, çıkaracağı savaşlar üzerinden de sürdürdüğü sömürüsünü sorgulamaya kalkabilecek yaklaşımlara karşı, otomatik olarak devreye soktuğu bir tedbir türünün alârm mekanizmasıdır.

İşte şartlı refleksleri elektriklenen bu programın her ebattan amigoları, seyretmeye gerek bile duymayacakları irrasyonalliklerle, savaşcıl işlevlerini bir film üzerinden de yürütebilmektedirler.

Oysa bütün bu savaş çığırtkanlarının ortak özelliği, bizzat dövüşecek olanların arasından gelmemeleridir. Onlar, başkalarının ölecekleri savaşların tellâliyesinde görevli soytarılardır.

En duyarlı kesildikleri değer, meselâ öyle tecelli ettiğine inandıkları Çanakkale Savaşı’nda, İngiliz emperyalizmine karşı direndiklerine ve o emperyalistleri yurda sokmadıklarına dair olan ezberleridir. Resmî ideolojinin zerk ettikleriyle vardıkları bu düşünsel düzey, analitik sorgulamaya sımsıkı kapalı bir fanatizmle artık her şeyi kutsal bir tabuya dönüştürmüştür.

Hâlbuki İngiliz emperyalizmine karşı durmak, Alman emperyalizmiyle işbirliği yaparak gerçekleştirilecek bir şey midir?

Savaşkan maceralarıyla Osmanlı’yı batışa sürüklediğine inanılan Enver Paşa, her yaptığıyla kötülenirken; aslında yine onun bir tasarrufu olan ve tamamen Almanlar’ın başı çektiği Çanakkale Savaşı, içinde bu defa Mustafa Kemal Paşa da var diye, övülmeye değer görülmektedir. O ise bu savaşta henüz bir yarbaydır ve harbi belirleyecek stratejik konumda da değildir.

Ayrıca, aynı düşmanların birkaç sene sonra bu kez ellerini kollarını sallaya sallaya aynı denizi geçip de İstanbul’u işgal etmiş olmaları, binlerce köylü çocuğunun bu uğurda boşu boşuna toprağa düştüğüne yanmak için yeterli gelmeyecek midir?

Konumuz Çanakkale Savaşı değildir. Filmin de konusu o değildir. Mesele, sadece ve sadece savaş… herhangi bir savaştır.

Ama filme fon olması bakımından Çanakkale Savaşı’nın tercih edilmesi, hedeflenen etkileyiciliği büyüten bir seçimdir. Zira insanları savaş karşıtlığı amacıyla sarsalamak için, koşullandırmalar neticesinde yüreklerde taht kurmuş böylesi bir harbin üzerinden bunu yapmak, asıl işte o zaman daha anlamlı görünmektedir.

Hakikât odur ki, savaş karşıtlığı tüm yeryüzü bakımından henüz büyük bir hayâldir. Zaten bu film de yalnızca bir hayâlin ürünüdür. O yüzden bir annenin rüyasında geçer, gerçek olamadığı için de o rüyanın dışına çıkamaz. Buna karşılık, hiç değilse o çerçevede olsun, özgürdür.

Savaşlar, devletlerin ve politikacıların birbirlerinden normal yollardan elde edemediklerini zor kullanarak gerçekleştirmeye çalıştıkları araçlardır. Bunu da toplumlarındaki yoksulların çocuklarını birbirlerine boğazlatarak yaparlar. Ve onların canlarını hiçe sayıp ortaya koyacakları öylesine dinsel, milli, maddi ve onursal koşullar yaratırlar ki, çıkardıkları savaşların en ekonomik kalemini “insan bedenleri” faslı oluşturur.

O nedenle bu savaşları durdursa durdursa, belki o çocukları doğuran analar durdu
rabilir. Lâkin savaş yanlıları bunun rüyasının bile görülmesine tahammül edemeyecek kadar gaddarlar. Bu çizgide bir hayâlin kurulması dahi onları kudurtmaya yetiyor.

Belli ki, bu toprakların çocukları için kolay ölüm, daha epeyi süreceğe benziyor.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.