DOLAR 8,0844
EURO 9,7548
ALTIN 460,27
BIST 1.377
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 19°C
Çok Bulutlu
Ankara
19°C
Çok Bulutlu
Çar 17°C
Per 18°C
Cum 23°C
Cts 26°C

MEHMETÇİK İNTİHAR EDER Mİ?

14.12.2012
21
A+
A-

Şükrü BULUT  s.bulut@saidnursi.de

Mehmetçik intihar eder mi?

Bugünlerde bazı medya organlarında yer alan üzücü bir haber sizin de dikkatinizi çekmiştir. On seneden beri ordu içinde intihar eden askerlerimizin sayısı, teröre karşı verdiğimiz gizli savaştaki kayıplarımızdan fazla imiş. Rakamın –maalesef–bine doğru tırmandığını görüyoruz. Bu dehşetli millî felâkete herkes gibi üzülürken; sebep ve çareleri üzerinde de her vatanperverin düşünüp taşınması gereğine inanıyoruz.  

Savaş veya müdahalelere katılan askerlerde oluşan psikolojik travmalar ve intiharlara başta ABD ordusu olmak üzere daha çok Batılı orduların askerlerinde rastlanırdı. Kore ve Vietnam savaşlarından sonra yapılan istatistikleri ve Afganistan ve Irak müdahalelerinden sonraki tıbbî raporları yayınlamaktan vazgeçen Pentagon, bilinmeyen yüzlerce ruhî hastalığı halkın psikolojisini de bozmamak gerekçesiyle sümenaltı etti. Ama yalnızca sızıntıları okuduğumuzda bile, hadisenin gerçek boyutlarını az-çok tahmin edebiliyoruz.
Osmanlı devletinin emperyalistlerce felâketten felâkete çarptırıldığı o ümitsiz dönemlerde bile Mehmetçiğin morali bugünkü kadar bozulmamış, ümitsizliğin siyah uçurumuyla bu denli yüz yüze gelmemişti…intihar ise Osmanlı ordusunun hiç âşina olmadığı bir kelimeydi.
Askerlerimizin şecaatlerini besleyen kaynakları çoğumuz biliyoruz. “Ölürsem şehit, kalırsam gazi” parolasını sinelerinde taşıyan o kahramanlar hangi değerler uğruna savaştıklarını bilirken, düşmanın mahiyetini de tanıyorlardı. Üzerinde yükseldikleri âlemin temellerini Kur’ân’ın âyetleri kadar, ismini aldıkları Peygamberlerinin (asm) pratikleri teşkil ediyordu. Savaşa giden yolun ritüellerini Ashabın hayatı belirliyordu. Müslüman Türk Ordusunun zaferlerle dolu bin senelik tarihinin her meydan muharebesinde; Bedir, Uhud, Hayber, Hendek, Mute, Tebük ve Yermük’ten renklerle karşılaşırız. Bin senenin sonunda, iman bataryaları boşalmış, yer yer imansızlık ve sefahetle yaralanmış bu ordunun bugünkü halinin iyice analiz edilmesi gerekiyor kanaatindeyiz. Her Müslüman vatanperverin üzerinde düşünüp fikir yürütmesi gereken bu konuda din âlimleri kadar psikologların, terbiyecilerin, tarihçilerin, strateji teorisyenlerinin, anne-babaların, komutan ve siyasetçilerimizin de kafa yormaları gerekir.
1922’de Yunan’a karşı askerlerimizin kazandığı zafer karşısında gözyaşlarına boğulan şairin mısraları fevkalâde önemlidir:
Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ Rabbî
Senin uğrunda ölen ordu budur yâ Rabbî
Galib et, tâ ki yükselsin müeyyed nâmın
Çünkü bu son ordusudur İslâm’ın.
Hem âlem-i İslâm’ın ve hem de dünyanın, global dinsiz cereyanların saldırıları karşısında bu orduya çok büyük ihtiyacı olacağını bugünden görüyoruz.
Mevzumuzun girişinde bu vahim hadisenin sebep ve çareleri hakkında düşünmekten bahsetmiştik…
Bize göre;
1- 30 seneyi aşkındır ülkenin doğusunda ordumuzun içinde bulunduğu gizli savaşın ismini ve mahiyetini askerlerimiz bilemediklerinden sahaya ufuksuz, vizyonsuz, moralsiz ve heyecansız çıkıyorlar. Resmî ideoloji ile bazı siyasetçilerin iddia ettikleri “Kürtler’le savaşta” en fazla şehidin Kürt ailelerde ortaya çıkışı bu yalanı, bu iftirayı tekzip ediyor. Askerlerimize “İslâmiyet, insaniyet ve barış karşıtı Marksist-Kemalist terör ittifakıyla savaşıyoruz” denilse moralleri yüzde 500’e çıkar ve Türküyle-Kürdüyle halk da o terörle savaşan çocuklarımızın arkasında kenetlenir.
2- 12 Eylül’le gençliğimiz üzerinde dinsiz global sermayenin de yardımıyla yürütülen sistemli sefahet ve dinsizlik projelerini âcilen durdurmamız lâzım. Bunun modernite, laiklik, hürriyet, liberallik ve Avrupailikle izah edilecek bir yanı yoktur. İlginç olan, bu çalışmaların siyasal İslâmcıların iktidarında daha da yoğunluk kazanmasıdır.
3- Çocuklarımızın intiharındaki bir sebep de TSK’nın ortaokuldan akademiye kadar esas aldığı Kemalist eğitim olmalı. Dini, moral değerleri, evrensel prensipleri ve insan fıtratını dikkate almayan bu öğretimi askerî okullarda ders veren öğretmenlerin, 10 asırdan beri Kur’ân’ın bayraktarlığını yapmış bu ordunun misyonunu ıskaladıklarını düşünüyoruz. Geçen on asırda muzaffer, “başlar yüksekte” ve açık alınlarla resm-i geçit yapan ecdat ordularının önünde, bu asırdaki ordumuzun mahcup ve ufuksuz yürüyüşü hepimizi üzüyor. Bu halet-i ruhîye ile eğitilen subaylarımızın şefkatten mahrum bir şekilde terbiye edecekleri askerlerin psikolojisini az-çok hissedebiliyoruz.
4- Ailelerimizin çocuklarına verdiği geleneksel ve dinî terbiyenin iyice zayıfladığını, medyaya yansıyan resimlerden öğreniyoruz. Kısmen Sünnet-i Seniyyeye dayanan gelenek çizgisindeki gençlik eğitiminin yerini Batı felsefesinin modern eğitimi alınca, çocuklarımızın fıtratları bozuldu. Anne-babanın farkına varmadan sıkıntılara tahammülsüz yetiştirdiği çocukların şu halleriyle dünyanın modern ve şartları en rahat ordularda bile askerlik yapacak takatleri olmadığını bilmeliyiz. Felsefenin şişirdiği enaniyetlerince yutulmuş yavrucaklar askerlik ocağının realiteleriyle karşılaştıklarında ruhen dayanamıyorlar ve psikolojileri kısa devre yapıyor.
5- Amerikan ve Avrupa ordularında dine verilen önemin maalesef onda birisi bizde yoktur. Ordumuz moral değerler eğitimi noktasında Avrupa ordularının gerisinde kalmamalıdır. Amerikan ve Alman ordularındaki Müslüman askerlere subay imam verip onların dinlerinin icaplarına yardımcı olanlar insan fıtratını bizden daha iyi yakalamışlar. Askerliğin ruhunu bozmayacak şekilde gelişmiş bu eğitimlerde çocuklarımızın ruh hallerinin daha iyi takip edilebileceğini düşünüyoruz.

NETİCE
Yukarıda arz ettiğimiz üzere bin seneyi aşkındır zalimlerin suratlarına adaletin kırbacı olarak çarpmış, hakim olduğu coğrafyalarda katliâm, tehcir ve adaletsizlikleri önlemiş ve günümüzde ise global dinsiz cereyanların harekete geçirmeye çalıştığı emperyalistlerin korkulu rüyası olmuş bu orduya yalnız Türkiye’nin değil, başta âlem-i İslâm ve Avrupa olmak üzere bütün dünyanın ihtiyacı olduğu kanaatindeyiz. Fazla pahalı olmayacak, zaman almayacak ve bizi zahmetlere sokmayacak birkaç düzeltme ile, askerlik ocağını gençliğimiz için ciddî bir terbiye ocağına dönüştürüp tekrar şaşaalı dönemlere geçebileceğimize inanıyoruz.

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.